Kullanıcı girişi
Ara
Tarih
TÜRK ADININ KÖKLERİ.........
06 Aralık 2009
"Büyük Devletler kuran Atalarımız,büyük ve çok geniş
uygarlıklara sahip olmuşlardır.Bunu aramak,incelemek,araştırmak Türk'lere
bildirmek ve dünyaya ilan etmek bizler için elzem bir borçtur."
"Türk evlatları,soyunu tanıdıkca daha büyük işler yapmak için daima kendinde
güç bulacaktır.
"Türk evlatlarındaki yetenek her milletinkinden daha üstündür.TÜRK yetenek
ve gücünün tarihteki başarıları ortaya çıktıkca,TÜRK evlatları kendileri
için gerekli olan atılımlar kaynağını TÜRK tarihinde bulacaklardır.Bu
tarihten,TÜRK evlatları İstiklal ve İstikbal düşüncelerini
kazanacaklar,atalarının başarılarını düşünecekler ve bu yetenekle,güçle
kimseye boyun eğmeyeceklerdir.Geçmişine egemen olmayan
milletler,geleceklerinede egemen olamaz."
EBEDİ BAŞKOMUTAN(BAŞBUĞ)GAZİ MUSTAFA KEMAL
ATATÜRK
Avusturyalı tarihçi J.V.Hammer;Herodot'un eserlerinde "
Targita""isimli kavmin,yine Avusturyalı tarihçi Thomas Chek,Herodot'un
eserlerinde "Tyrkae"kelimesinin "TÜRKİYE" yada TÜRK'lere ait olduğunu
anlattığını belirttiler
Tarihçi Erdmann,"Thrak"ve tarihçi Joseph Markuart,Hint
kaynaklarında "Turusha"kelimelerini TÜRK adıyla eşleştirdiler.Ve hatta Asya
kaynaklarında "Tourki",Asur tabletlerinde "Turukku",çok eski Çin
kaynaklarında ise "Tau-kiue"olan sözlerinin TÜRK olduğunu belirttiler.
İran mitolojisi Avesta'da;hükümdar Feridun'un ülke
topraklarını üç oğlu Salm,İrac ve Turac arasında paylaştırdığı,bu paylaşımda
TÜRK bölgesi oğul TURAC'a düşer ve oğul "Turac" nesli "TURAN" adıyla anılan
bölgelerde yaşar diye geçer.Arap kaynaklarda Cahilliye döneminde Arap Şairi
Nabiga(612-595)nın eserlerinde TÜRK adı "Turk"olarak açıkca geçer.
Çin kaynaklarında geçen "Tou-kiue"kelimesinin okunuşunda
sinologlar(Çin dil bilimci) ikiye ayrıldılar.Sinolog Fransız Paul Pelliot
"Tou-kiu"nun "Tür-küt"olarak okunmasını, Amerikalı dil bilimci Boodberg
ise"Tou-kiue"kelimesinin "TÜRKÜZ"olarak okunması gerektiğini
belirttiler
Amerikalı dil bilimci Boodberg devamla,TÜRKÇEDE kelime sonlarına gelen Z harfinin aslında çift nesneleri ifade ettiğini ve Tou-kiue"kelimesinin "Türkler"olarak okunacağını belirtti.
TÜRKlerin yazdıkları yazıtlarda ise TÜRK adı hem "TÜRK"hemde
"TÜRÜK"olarak geçmektedir.
TÜRK kelimesinin ses uyumuna gelince TÜRK adının o dönem
kullanıldığı yabancı dillerde kelimenin ilk seslisi kalındır.Arabça ve
Farsçada TURG,Bizansta TOURG,Ruscada TORK,Macarcada(ki Türktürler)TÖREK diye
telaffuz edilir.
Fransız dil bilimci Louis Bazine ise TÜRK kelimesinin tarihi
seyri TÖRÜK-TÜRÜK ve zamanla sondaki "Ü"seslisinin düşerek Türk olmuştur
der.
TÜRK adının ANLAMI:
Miğfer-askeri başlık:GÖKTÜRK Devletinde Sui-Su(miğfer-askeri
başlık) kelimesi,Çin kaynaklarında Tou-kiue(miğfer-askeri başlık)olarak
geçmektedir.Çinliler Tou-kiue kelimesini aynı zamanda askeri başlık-miğfer
olarak kullandıklarına göre ap açık Türklere ait anlamı taşımaktadır.Yani
Çinliler mğferi <Türklerden görerek alıp kullanmaktadırlar.Devam
edelim,Farsca dada "Tark"kelimesi miğfer anlamındadır.
Tarihci Koelle TÜRK kelimesinin kökünü TUR-TİR sayarak
"çekmek-çezbetmek-çekici"anlamında anlatmıştır.Dil bilimci K.Fiok ise TÜRK
kelimesinin aslının"TURKÜ"ve İskitçe "Deniz kıyısında oturan kişi"anlamını
ifade ettiğini belirtir.
Arap İslam Tarihçilerinden ,İbn-i Fakih ise TÜRKLERİN
Yecüc-Mecüc Seddinin arkasında bulunduğunu ve TÜRK kelimesinin anlamının
"Terk"yani "terkedilen olduğunu(Tipik Arap kini!!!),Arap İslam tarihçi
Gardizi ise Hz.NUH'un oğullarından Yafes'e verilen bölgenin ıssız olduğunu
ve TÜRKLERE "terk"edildiğini bunun içinde TÜRK kelimesinin anlamının
"Terk"anlamına geldiğini söyler.(Ne bilim adamı ama!!)
TÜRK adının anlamının ciddi olarak ilk ilmi izahını A.Vambery
tanımlamıştır.Vambery'e göre TÜRK;Türkçede "türemek
manasında,Türe,Törüden,doğmuş olup"Yaratılmış"anlamında dır.Rus Tarihçi
W.Barthold,TÜRK kelimesinin ORHUN YAZITlarında sık sık geçen
"TÜRÜ-TÖRE:Kanun,gelenek,kanunla düzenlenmiş,birlik kazanmış
millet"kelimesinden türediğini belirtmiştir.
Kaşgarlı Mahmut ise TÜRK adının bu Yüce Millete TANRI
tarafından verildiğini"türemiş,olgun"anlamına geldiğini,Ziya Gökalp ise
"TÖRELİ"demek olduğunu söylemiştir.
Ancak orta çağ TÜRK belgeleri incelenmeye başlandığında TÜRK
adının anlamının Alman Türkolog K.Müller , Uygur kaynaklarında cins isim
olarak tespit ettiği TÜRK kelimesinin GÜÇLÜ-KUVVETLİ anlamına geldiğini
ispatladı.Alman Sanat Tarihçi A.V.Cog ve yine Türkolog W.Thomson TÜRK
kelimesinin anlamının GÜÇLÜ-KUVVETLİ anlamına geldiğini kabul ettiler.
Daha sonra TÜRK Tarihinin en büyük ve değerli araştırmacılarından
Macar Bilgini(ki TÜRKTÜR)GYULA NEMETH;TÜRK'ün GÜÇLÜ-KUVVETLİ anlamında
olduğunu,TÜRK boylarında "AD VERME" TÖRESİNE dayanarak ve benzetmeler
yaparak TAM olarak hem TÜRKLÜĞE hemde Dünyaya ispatlamıştır.
NEMETH: Peçenek Oymaklarından birinin adı
KANGAR(Kahraman)diğerinin ERDEM,Oğuzlarda KAYI Oymağının
(Katı-kuvvetli),Salur Boyunun adının (Sağlam-kuvvetli),KIYAT Oymağının
(Kudurmuş seller) anlamlarına geldiğini ve tümününde KUVVET-GÜÇ anlamı
taşıdığını ispatlar.
NEMETH'in bu tezinin en büyük kanıtı ise,Tarihin ve insanlığın en
büyük imparatorluğunu kuran Büyük TÜRK Hakanı HANLAR HANI CENGİZHAN ATA'nın
Ordularının çift atlı öncü birliklerinin adı KIYATLARDIR.Yani kudurmuş
seller.Ne demek "KIYATLAR yani kudurmuş seller"?Onu da bilumum içi ve dış
TÜRK düşmanları düşünsün !!!!!!!!!Görsünler TÜRKLERİN yani KIYATLARIN
yeryüzünü nasıl alt üst ettiğini ,bilumum "insanlık düşmanlarını"ya da
Batılıları yada Haçlıları nasıl acze düşürdüğünü GÜÇLÜ-KUVVETLİ anlamı
taşıyan TÜRK'ün asla "YENİLMEZ"olduğunu
bilsinler..........................................................................................
Etimolojik olarak TÜRK kelimesini TÖRÜ-TÜRE-TÖRÜMEK-TÜREMEK
köküne Fransız Dil Bilimci Louis Bazin;kelimenin mana ve adın söyleniş
tarzına göre tarihsel sürecini ve cins isim olduğunu kaydetmiştir.
SÜREÇ................................................................
TÖRÜK:::Varolmuş,şekil kazanmış.
TÜRÜK::: Gelişmiş,tamamen tam olmuş.
TÜRK:::::::::::::::::::::::::::::::GÜÇ,KUVVET.
SONUÇ.......................................................................YANİ
GÖĞSÜNÜ GERE GERE
TÜRK-ÖĞÜN-ÇALIŞ-GÜVEN
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
İnadına.....İlelebet.
İŞTE TÜRK !Varmı itirazı olan ?????????
……………………………….
Kâzım Mirşan’ın açıklaması etimolojik değer taşır.
Bu açıklamayı yapmak için daima tekrarladığımız gibi :
- Türk kültürü doğduğu yerde ve doğduğu dilde araştırılır.
Yukarda Sn. Gülsev Eyüboğlu’nun sıralamış olduğu açıklamalar bu araştırmayı yapanların
- Gerekli olan Asya Türkçelerini bilmediklerini gösterir.
- Ön-Türk kültürü ve söylencebilimi konusunda hiç bir bilgiler olamadığı da ikinci bir gerçektir.
Kâzım Mirşan, Urqun anıtlarında GÖK-TÜRK ya da KÖK-TÜRK diye okunan cümlenen
ÖKÜK TÜRÜK olduğunu ortaya koymuştur. Kelimelerin yapısına göre cümle
- ÖK-ÜK TÜR-ÜK ikelindedir.
- ÖK = tanrı, gök..
- ÜK= şuurunda olma, algılama,
- TÜR = cins
Buna göre .
- ÖK-ÜK = Tanrısal, Rabbâni
- TÜR-ÜK = cinsinde olan … Tanrısal , Rabbâni Türk… İşte Türk kelimesinin anlamı
Kelimeyi TÜRÖK halinde verirseniz bu kere TÜR-TANRI , yani Tanrısal Türk anlamı olur.
Tanrısal , yani Tanrıda geldiklerine göre , Ön-Türklerin GÖK KÜLTÜ’nü beilmek gereklidir.
Gülsev Eyüboğlu ve Hulan Türk’e teşekkürler.
Halûk Tarcan
-
-
-
-
-
-
-
İstanbul 31.07.2009
-
-
-
-
-
-
DOĞU ANADOLUYA ÖN-ATALARIMIZ i.Ö. 13BİNDE GELMİŞLERDİR
Özet :
1-Doğu Anadolu’ya Ön-Atalarımız Yazılarıyla ve bu yazıların içerdiği Ön-Türk kültürüyle (İ.Ö.ONÜÇbin)lerde gelmiş ve yerleşmiş ve buradan Anadolu ile Mezopotamya’ya yayılmışlardır.
2- Balkanlardan, yazılarıyla ve bu yazıların içerdiği Ön-Türk kültürüyle 6000’de Fikirtepe’ye, 5500de Kumburgaz’a yerleşmişlerdir.
SONUÇ 1:
- Anadolu’nun dip kültürü başta yazı olmak üzere Ön-Atalar’a , Bizlere, Türklere aittir.
2A-Sonradan gelenler ,asla Yazı ve kendilerine özgü önemli bir kültür sahibi değildirler.
2B- Ya da Kökenlerinde Ön-Türk kültürü vardır.(Grekler gibi)
SONUÇ 2.
- Empriyalistlerin Etniler politikası asla uygulanamaz
- Mozayik, Alt kimlik , Üst kimlik , Türkiyeli iddiaları Sevr’in gizlenen yüzleridir, belgeler, taşlara kazınmış görsel belgeler karşısında SAFSATA’dan ibarettir..
- Türk kökenli olmadıklarını iddia eden etnilere DNA testi yapıldığında bu gerçek ortaya çıkacaktır.
SONUÇ 3 :
Empriyalistlerin kaleminden çıkan Resmî Türk tarihi 1071 esas alınarak yani Sevr,e uygun tarih biçilerek yazıldığından Anadolu Türk tarihi yeniden yazılmalı ve resmî tarihçiler kemikleşmekten vazgeçmelidirler. VATAN TEHLİKEDEDİR , SIRA, GURUR, GERÇEĞİ YALNIZ BİZ BİLİRİZ İDDİASI VATANI, SEVR’İN KUCAĞINA ATAR.
İşte kısaca doğu Anadolu Ön-Türk gerçeği
Batılı araştırmacıların, Prof. Erzen ve ekibin yaptığı araştırmalar sonucu , Avrupa ile Asya arasındaki bu büyük köşe başını , Doğu Anadolu Yüksek Yaylâsı’nı Tarihsiz bırakmış olduklarını görmüşlerdir.(Urartular ve Doğu Anadolu, TTK, 1983 ).nedenin, Emperiyalist güçlerin bu stratejik yöreye, çıkarlarına uyan yapay devletler kurmak amacı olduğu çok açık bir gerçek olarak ortadadır..
Porf..Erzen ve ekibinini 30 yıl çalışarak ortaya koyduğu ve nedense Tarih kitaplarımıza geçmemiş olan gerçekler şunlardır : Ön-Atalarımız buraya
- (-13bin /onüçbin)lerde Orta Asya’dan göç etmişler ve Orta Asya’da 20 binlerde, kaya esimlerinden başlayarak gelişen, başta YAZI olmak üzere, büyük bir Türk kültürünü de birlikte getirmişlerdir.
Batılı araştırmacıları dehşete düşüren ve ondan söz etmemek için çalıştıkları tarihi ve kültürel malzeme,
- Ermenistan ile Azerbaycan kadar uzanan ve doğu Anadolu’da Van ve Hakkâri’den başlayan Tir-i Şin yaylâsındaki, 35 bin kadar kaya resmidir.Bu kaya resimleri ile Orta Asya arasında birlik ya da, benzerlikvardır.Bunun paralelinde
- Van BAŞET dağında , 13 binlerde gelmiş olan Ön-atalarımızın yaptıkları, yazı öğelerini içiren kaya resimleri vardır, bir tek örnek :
Van’ın Baş et dağındaki bu kaya resminde, damga iki dağ keçisi, adamlara benzeyen ve onları anlam olarak birbirlerine bağlayan şekiller görülmektedir ki, bu şekillerin her biri birer kavramı ifade edendamgalar’dır.Tarih 13binlerdir.
Bu tür kaya resimlerini ve doğrudan Ön-Türk yazısını içeren yöreler çok kısa olarak şunlardır :
- Van/ Hakkâri ve Bitlis’te Gevaruh Vâdisi(10/8bin), Sat dağı ve gölü (8 /6bin),Hırkanıs suyu, Mazur vadisi, pagan köyü(8bin,),Put köy(4/3 bin) Cuudi dağı ( 8bin /1500).
Bunlar, yaklaşık 30(otuz) kaya yazıtı, yani, gözle görülen, elle dokunulan yazılar, metinler, yazılı bilgilerdir. İki örnek veriyoruz :
Cuudi dağındaki 3 damgalı petroglif ve.Çilgiri yazıtı.
Hakkâri’de SAT dağına bulunan bu 3 damgayı yani üç kavramı ifade eden petroglif (-8000) tarihlidir VE.
Doğu Anadolu’nun sahiplerinin Türk olduklarını ispatlayan Ön-Ata DAMGASI’dır..
- Dağ keçisi : Gök, Tanrı, kral vb..
- 10 on nokta : ON, türklerin bir bölümünü aldığı ad sonradan HUN, kozmos. 10 sayısı..
- boynuzlar: kişi, şeref, kutsal anlamlarını verir..
ÇİLGİRİ YAZITI : Prof. Muvaffak Uyanık tarafından Van’ın Çilgiri kasabasında bulunmuş tarihi (-7 / 6bin)ler olan bu yazıt bir mermer sütun dilimi üzerine yazılmıştır. Van Müzesinin bahçesinde bulunan bu yazıtın değerini bildirmiş olduğum zamanın Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’in emriyle Van müzesinde, içeriye alınmıştır.
Oq at ögis
Ongu-on oqun
Ata Oq Us Ësis
Işı Öz – içiş Bolu
Ub-oz aşa ekinç,
Ësi Ögis aşınç
Mirşan tarafından okunmuş olan bu yazıtta, “OQ halkları arasında halkını kalkındıran, onu uygar yapan ermiş( ya da peygamber) in Tanrıya aşması” nedeniyle ona ithaf edilen yazıt.
Çilgiri Yazıtında ortada bulunan ve OQ diye okunan günahsızlığı ya da değişmez değeri ifade eden HAÇ şeklinin aynini,
- Van gölündeki Ahtamar adasında bulmuş olduğumuz bir taş üzerinde gördüğümüz gibi,
- ayni OQ , (+1000) yılında inşa edilmiş olan Ahtamar kilisesinin kapısının iki yanında bunmaktadır.
- Bu haç bugün, Batının kökeninde kendilerinin bulunduğu,ve suçlarını bize yamamak, örtmek için parlamentolarına tarih yazdırarak, tarihi ve alçak bir yalanı Sözde Ermeni Soykırımını kanunlaştıran kararlarını görselleştirmek amacıyla, Ermenilerin meydanlara diktikleri anıtların ortasında bulunmaktadır.
Zavallı batı, ve zavallı Ermeni yöneticileri bu tarihi,
(-7binler) olan OQ’u Vatikan’ın (400)lerde Haç olarak almakla
Anadolu dip kültürünün Ön-Türk olduğunun ve kökenlerinde Ön-Türk kültürünün bulunduğunu kabul etmiş olduklarının farkında değildirler. Çünkü, Tarihi ancak 3bin yıllık olan acılanılacak Batı, Asya ve Mezoptamya’da çok sayıda binlerce yıl önce var olan büyük uygarlıklar karşısındaki aşağılık duygusunu yok edebilmek için kendi göbeğine bakmış, kendi deyimleriyle EGOSANTRİZM içinde bu uygarlıklardan önce olup karşılarına çıkan büyük bir uygarlık için , bilinmeyen bir halk ve onun bilinmeyen Uygarlığı kavramına sarılmıştır.
Prof.Erzen ve Ekibinin Doğu Anadolu’da, onun varlığın henüz bilinmediği yıllarda ortaya çıkarmış olduğu Ön-Türk uygarlığı, Anadolu’ya yayılarak onun dip kültüründe yer aldıktan başka,
-
- 10binlerde yazısıyla, Mezopotamya’ya inmiştir.Bunu, Halep sırlı taşında görmekteyiz. Tarihi, Lyon termo-nükleer laboratuarınca (-9300/8700)arasında saptandığına göre Ön-Ata kültürü (10bin)lerde Mezopotamya’da var olmuştur.
Bu çok kısa bir şekilde, görsel belge ve bulgulara göre,
-
- ANADOLU DİP KÜLTÜRÜ TÜRKLERE AİTTİR. Yani, Konu Ermeniler cevap olduğuna göre, Batılıların verdikleri
- (- 401) tarihinde Anadolu’ya gelmiş olan Ermenilerin Doğu Anadolu’da tarihe dayanarak hak iddia etmeleri hâyal’den ibarettir.
Kaynaklar :
- Profof.Dr,A.Reşit Erzen,Urartulat ve dOğu Anadolu, TTk,1983,Ankara
- Prof E.Alok Anadoluda Kaya üstü resimleri Akbank 1988 İstanbul
- Kâzım Mirşan , Alfabetik Yazı başlangıcı MBB, 1993
- Halûk Tarcan, Evrensel Uygarlıkların Köken Kültürü Ön-Türk Uygarlığı kitap 1B.
Alfa dağıtım.
- Kâmuran Gürün ,Dossier Armenien, TTK 1983
- Prof. Erich Eigl, Un Mythe de la Terreur, Druchaus Nonntal .Salzburg 1991.
Halûk Tarcan
Bilimsel araştırmacı(araştırmacı yazar değil) Centre National de la Recherche Scientifique- Paris /Sobonne 6’ncı seksiyon)dan.
Kaynaklar: Evrensel Uygarlıkların Kökendeki Ön-Türk Uygarlığı, 3cilt – Halûk Tarcan
İsteme : tarcanhaluk@gmail.com. Yalnız tarafımdan temin edilir www.haluktarcan.com
KARAMAN RUMLARIMIZ, bilimsel adıyla, TÜRK ORTODOKSLARI
Rum kelimesi, bayındır anlamını veren URUM’un sıkıştırılmış şeklidir. Bu adın doğuşunu ve yayılışını görelim:
ÖN-Atalar (-1980)de yani, İstanbul Boğazını geçip, Bizans’tan çok önce, Erenköy’e yerleşmişlerdir.(Erenköy yazıtı-KM)
Bu yerleşme ile siyasal kuruluşa gidilmiş ve sonunda ortaya ASTANBOLIQ=İstanbul(Eis tin polin değil)da
- OY-URUM ATIN devleti çıkmıştır. (Türük Bil tarihi –Şine- Usu yazıtı, Moğolistan, 1009, Finliler, 1918 Ramstedt )ve
- Herodot (cilt 6 sahife 33) tarafından (-516) olarak verilen tarihte bu devletin tahtına Trakya kralı ÜRÜN BEĞ oturmuştur.( Şine–Usu Yazıtı/ KM)
Rum adının kökeni :
Rum adının ROMA’dan geldiği iddia edilir. Tarihsel ve bilimsel gerçek şudur :
- Etrüskler Roma’nın adını UP-URUM yani, bayındır merkez, bayındır kent olarak kurmuşlar, bu da zamanla RUUMA’dan, ROMA haline dönüşmüştür.
Ülkemizde URUM adı ise Oy-Urum Atın devletinin devamı hâlinde yaşar :
- Dıyâr-ı RUM ,Anadolu; Bahr-i RUM, Akdeniz ; Arz-er RUM ,Erzurum ;URUM Eli ;
- URUM’iye gölü vb…
Bizans öncesinde Ön-Türkçenin varlığı :
- (-500) Bizans sikkesi adı verilen sikkenin üstünde Ön-Türkçe Oy Ög Üy(düşünme yeteneği) yazılıdır.
- İstanbul ve Trabzon Aya-Sofyalarındaki yazıtlar asla Grekçe okunamamışlardır. Bunların hepsini K.Mirşan Ön-Türkçe okumuştur. Bu da gösteriyor ki, Ortodoks dini önceleri Ön-Türkçe uygulanıyordu.
- Bu konuda bir öteki kanıt Bulgaristan’daki PRESLAW yazıtıdır…Kiril harfleriyle fakat Türkçe yazılmışlardır, tarihi (-600)lerdir. Demek ki Balkanlarda da Hristiyanlık Türkçe uygulanıyordu…
- Surlar dışındaki “Balık Manastırı”nın mezarlığındaki taşlar Grek alfabesi ile Türkçe yazılmıştır.(Prof.Semavi Eyice)
- 1955’te Samatya’da yanan Hagios Konstantinos kilisesi KARAMAN RUMLARI’na aittir. (Prof.S.Eyice)..
Ortodoks olan Türkler :
- (+530)lardan başlayarak, Bulgar Türkleri, Avarlar, Peçenekler, Kıpçaklar ve Uzlar Anadolu’yu yani Bizans topraklarını yurt edinmiş olan Türk boylarıdır. Bunlardan kimileri zamanla Ortodoks olmuşlar ve Fener Rum patrikliğine bağlanmışlardır. Fakat, dillerini kaybetmemişlerdir. 1071’de Malazgirt savaşında Alpaslan safına geçmişlerdir.
- Bunların içinde Karaman’a yerleşmiş olanlar, RUM sıfatını taşırlar. Bu nedenle onlara Karaman Rumları denmiştir…Demek ki , OY URUM ATIN’ın devamı olacaklardır, devamıdırlar. Dillerini kaybetmemişler, Ortodoks âyinlerini Türkçe yapmış, Türkçe’yi Grek alfabesiyle yazmışlardır.
Rum Patrikhanesi’nin tutumu
Batı Osmanlı İmparatorluğunu parçalama çabaları içine girdiğinde, İstanbul’daki Rum Patrikhanesi kendini Milliyetçi Yunan Kilisesi olarak görecek ve Ortodoks kiliselerinde Yunanca’dan başka dil kullanılmasına karşı çıkacaktır..
- Bulgar Ortodoksları bunu reddetmişler ,Rusları da yanlarına alarak karşı gelmişler, sonuçta Osmanlı Hükûmeti Millî Bulgar kilisesine izin vermiştir.
- !870’de Kumkapı ve Langa’da oturan Türk Ortodokslar âyinlerinin Türkçe olmasını istemişler, ancak bazı haklar kazanmışlardır.
- Patrikhane, Türk Ortodokslar üzerinde Yunan propagandasını yoğunlaştırarak Yunanlı öğretmenler gönderir. Sonuçta:
- Patrikhane tüm teşkilât’a, “Biz Türk değiliz. Türklerle ilişkiyi kestik. Anadolu Rumları Yunanlıdır” propagandasıyla isgali kolaylaştırır.
Bağımsızlık savaşında, Yunan amaçlarına en geniş bir şekilde hizmet ederler. (İstiklâl savaşını yapmış ve yaşamış Dr.R.Tarcan’dan)
Türk Ortodoksların kendilerine sahip olmaları
Bunun üzerine Keskin metropoliti EFTİM Patrikhaneyle ilişkisini keser ve Türk olmanın şuuruyla ,Kuvvayı-Milliye saflarında yer alır ve fiilen Millî Mücadeleye katılır. Bunu, emperiyalist güçlere Rum patrikhanesiyle ilgili gerçekleri de ortaya çıkararak karşı bir beyanname ile bildirirler.
- Bu durumda, kendi kendilerini yöneten Türk Ortodokslarının bir Patirkhane’ye gereksinimleri ortaya çıkar. Ankara hükûmetine başvurulur. Hükûmet bu soruna sıcak bakar.
- Papa EFTİM, Millî Kilise için çalışmalara başlar, üç metropolit ve 80 ruhâni daire ile Kayseri Zincirdere Manastırında 1922de kongre toplarlar. Ayni yıl 21 Eylü’lde alınan kararla Millî Ortodoks kilisesi kurulur ve karar Ankara’ya da bildirilir.
- Papa EFTİM İstanbul’a gelir .Galata Cemaatı Papa Eftim’in başlarına geçmesini ister… Kayseri’deki Patrikhane İstanbul’a taşınır. 1924’ten itibaren İstanbul Türk Ortodoks Patrikhanesi olarak faaliyetine başlar ,
- Metropolitlerin kararı ile Papa EFTİM, Türk Ortodoks kilisesine PATRİK olarak seçilir ve Karaman Rumları deyimi terk edilip, TÜRK ORTODOKSLARI deyimi kabul edilir.
İlgililere ve Türk ulusuna saygılarla bildiririm.
Halûk Tarcan Bilimsel Araştırmacı(araştırmacı yazar değil)(CNRS- / Sorbon 6’ncı seksiyon’dan -Paris)
Kaynaklar .Evrensel Uygarlıkların Kökendeki Ön-Türk Uygarlığı, 3cilt – Halûk Tarcan
İsteme : tarcanhaluk@gmail.com. Yalnız tarafımdan satılır.
PONTUS
(Mahmut Goloğlu’unu Pontos kitabından-Ankara 1973) en kısa özet :
1840 / 1923
- 1840 Abdülmecit- Gülhane hattı humâyunu ile Pontos sorunu ortaya çıkar.
- 1856 Paris anlaşması… Dinler arası
eşitlik ve Hürriyet…Hristiyan/ Müslüman ikiliği oluştu.Trabzon’un Maçka
ilçesinde ilk Hristiyan/ Müslüman kavgaları ve tartışmaları başladı.
- 1895 Trabzon Metropoliti Hristomos Rumları kışkırtmaya başlar, Sümela manastırı
İstanbul Rum patrikhanesine bağlanır. Din adamları politikaya karışırlar
- Merzifon Amerikan koleji, ABD desteğini ulaştıran kuruluştur.(Ermenilere de ayni kolej ilk desteği vermiştir)
- 1908. Pontusçuluk çabaları hızla artıyor . Samsun’un, Pontus başkenti olacağından buradaki Pontusçular , daha sert ve yoğun çalışmalar yapıyorlar. RUM’ların yani Hristiyan Türklerinin,(Karaman Rumları gibi) Yunanlı Hristiyan olduğu iddiaları Yunanistan tarafından ortaya atılıyor .Yunanistan’ dan da 30bin göçmen getiriliyor
- 1912’lerde Pontusçuluk bir Yunan sorunu hâline getiriliyor.
- 1914. Seferberlikten istifade ile Rumlar ayaklanma ve casusluk için teşkilatlandılar Karadeniz kıyılarını işgal etmekte olan Ruslarla işbirliğine giriştiler.
- Trabzon’un işgali ile Pontus çeteleri Trabzon’un kasaba ve köylerinde katliam, yakma, yıkım ve yağmalara giriştiler.İşte bu, (savaşta, silâhlı isyan , düşmanla işbirliği , katil, yakma ,yıkma, yağma) tüm dünyada en büyük savaş suçudur. Pontusçular bu suçu işlemişlerdir…Ermeniler gibi…Şimdi, masumiyet çığlıkları atmaktadırlar …
- Tümüyle savunmasız olan Türk halkı ilk kere silâhlanmak ve organize olmak gereğinde kalmışlardır.
- 1917. Rus ihtilâli ile yalnız kalan Pontusçular, Rusların yerine Türk kuvvetlerinin gelmesiyle sinmişler ve fakat gizli yakma, yıkma ve casusluk çabalarına devam etmişlerdir.
- Trabzon metropoliti Hrisantos, Pontusçuları birliğe davet ediyor ve onları kışkırtıyordu.
- Trabzondaki Pontusçular halkın silâhlanması ve 1919’da 15 Kolordu komutanı Kâzım. Karabekir’in Trabzona gelmesiyle fena durumda kalmışlardı.
- Fakat Samsun bölgesindeki 16 Pontusçu çete felâket estiriyorlardı. Merzifon ve İstanbuldaki Pontus klüplerinden büyük moral yardım görüyorlardı: Önce Pontus kurulacak, sonra tüm Anadolu işgâl edilerek BİZANS ihya edilecekti.
- Hrisantos Paris Barış Konferansına biri muhtıra vererek , Rumların çoğunlukta olduğunu (Türk, Oflu, Sürmenli, kafkaslı vb..) gibi uydurmalarla ispat etmek istemişti. Gerçek sayılar 60bin Rum/ 317 bin Müslümandı.
- Yunanlılar Karadenizin Yunan gölü olduğunu İmâ için ona PONTUs EUXİNUS(pontus ÖGZİN-US)* adı vermişlerdi.
- Yunanlılar,tüm çabalarına rağmen Anadolu’da büyük bir ayaklanma başaramıyorlardı. Bazı Rumlar biz Hristiyan Türküyüz diyerek isyanı reddediyorlardı.
- Doğu Karadenizi vatandan ayırmak için bir bahane bulup İzmiri işgâl ettikleri gibi bu bölgeyi işgal etmek tek çare idi.Mondros antlaşmasına uyarak. İşgal devletleri bir nota vererek (eğer bu yörede asayiş sağlanmazsa işgal etmek gereğinde kalacaklarını) bildirdiler.
- Bunun üzerine saray, Bu bölgede asayişi sağlamak üzere Mustafa kemal paşayı 9’ncu Ordu müfettişi olarak görevlendirdi.
- 191 mayıs 1919 M.K. Paşa Samsun’a çıkıp duruma el koydu ve Yunan planı suya düştü.
- Hrisantos , Londra’dan yardım istedi 23.7.1919.. General Harbord bu sırada raporunu yazmaktaydı : Türkler bulundukları bölgelerde çoğunluktadırlar.
- Pontusçular yeniden ve bu kere intikam alırcasına ayaklandılar.Samsun / Amasya / Gümüşhane bölgesinde kan gövdeyi götürdü.
- Ermenilerin Trabzon’u istemeleri üzerine telaşlanan Pontusçular, çocukçasına bir manevra ile , Türklerle artık elele yaşamaya karar verdiklerini bildirdiler.(12.11.1919.)
- Yunanlılar bu ümitsiz durumda kendi başlarına bir çıkarma yapma çabaları içindeydiler.,
- Kars yöresinden 200bin kadar Rum getirme planları hazırlamakta idiler.
- Yunanistan’da 30 bin kişilik bir i kuvvet için 4 sınıfın askere alındığı bildiriliyordu.
- Trabzon’u savunmak için ise, bizde 5 ayrı gurup kuvvet hazırlanmış bekliyordu.
- O sırlarda imzalanmış olana SEVR şartlarında Pontus’un adı bile geçmiyor idi..
- 6.9.1920’de Yunan donanmasını harekete geçtiği,, İzmir’de 5bin kişilik bir kuvvetin gemilere bindirildiği öğrenildi.
- Samsun
/ Amasya bölgesinde Pontus çeteleri azgınlıklarını arttırmışlardı.
Katliam, yıkım yağma yangın son haddinde idi.Merzifondaki Amerikan koleji elinden gelen yardımı yapıyordu. - okullar, klüpler kiliseler de Pontusçularla Yunanlılar arasında askerÎ harekâtla ilgili bilgiler ele geçirildi.
- Samsun metropolit vekil, başpapaz istiklâl mahkemesine verildi bazı elebaşılar asıldı.
- 20.7. 1921 Yunan zırhlısı KILKIŞ ve bir Torpido, başta Trabzon olmak üzere Karadeniz kıyılarını bombardman ettiler.
- Sabırlar çoktan taştığından buna bir son vermek gerekti. Bir merkez ordu kuruldu ve Pontus çetelerine hücuma geçildi
- 1922 şubat ayında 3262 çeteci çarpışmada öldürüldü. 1841 yakalandı, 231 Rum mahkeme kararı ile asıldı, 24.511 Rum Anadolu içlerine gönderildi.
- Merkez Ordu kaldırıldı
- Fakat, teslim olmayan bazı çeteler sıyrılarak Yunan ordusuna katılmak istediler ,Nallıhan, Ilgaz ve Bolu’da katliam yaparak kaçarlarken
- Üstlerine iki alay ve Muhafız taburundan iki bölük gönderilerek zararsız hâle getirildiler.
İşte
Pontus katliamı(!) denen olaylar bunlardır.
Not : PONTUS ÖGZİN-US adındaki
ÖGZİN, ÖGİZ kelimesinin düzenini bozulmasından oluşmuştur. ÖG-İZ ,
Ön-Türkçede (su örtüsü, akar su) anlamlarına gelir.. Us,On gibi son
ekler ise doğrudan Ön-Türkçe’den Yunan ve Lâtin dillerine geçmişlerdir…
Pontus, Lâtince köprü demektir. Yunanistan ile bu yörenin köprü
oluşturması düşünülmüştür.
Karadeniz’in Ön-Türkçe adı OQ-OZ ULIQ KÖL’dür.
Halûk Tarcan Bilimsel araştırmacı ( CNRS-Paris /ulusal Bilimsel araştırma Merkezi)
Sorumlular :Yunanistan, ABD. Rusya, İngiltere ve aynı yolda yürüyen Hristiyan dünyası..
Günümüzde
, İlk startı veren Vatikan’dır. Bir önceki Papa” Ttürkiyede demokrasi
vardır” Misyonerler ve özellikle Trakt’lar( el ilânları) ile Pontus
sorununu canladırılmasını önermiş ve bu uygulamaya konulmuştur. Bundan
sonrası ise kiliseler arası işbirliğidir… buradan da uluslararası sorun hâline getirilmeye ikinci bir Soykırımı sorunu yaratılmaya çalışılmaktadır.
Taktiğmiz
, savunma değil hücum olmalı bu gerçekler tüm detaylarıyla ortaya
çıkarılmalı ve Osmanlı imparatorluğunun barış denegsini bozan,
Yunanistan, ABD, İngiltere ve rUsya’dan hesap sorulmalı , Pontus
çetecilerinden yaptıkları tahribat için tazminat ve hayatta olanlar varsa mahkemeye verilmenlidirler…. Fakat, ayıp olmasın , küstürmeyelim pısırık politikasıyla kısa sürede topraklarımızı kaybederiz.
Ben –direkt- Atatürk çocuğuyum, Atatürk bu benim hakkımdır der ister ve
alırdı… Ülkesine iftira ve hakareti aynen iade ederdi Onun için 1935’te
“13 milyonluk fakir Türkiye’nin büyük saygınlığı” vardı. Türklere hürmet edilmesini öğretmişti. Asla taviz vermemişti.
Bugün 70 milyonuz ve mükemmel donanmış 5 ordumuz, her alanda yetişmiş kafalar var!? Hâlâ mı suskunluk, niçin, neden ve nasıl???????
H.T.
The Asiatic Scythians
Doç. Dr. Haluk BERKMEN
One of the Central-Asiatic ancient cultural centers is located in the Altai autonomous republic within Russia. The Altai republic is the territory of highlands situated in the very center of Asia at the junction of Siberian taiga, steppes of Kazakhstan and semi-deserts of Mongolia. This region is populated presently by several groups of people known under the names, the Tubalars, the Teleuts, the Shors, the Telengits, the Uryanhaits and the Oirots. They all speak a Turkish dialect which stems from the early proto-language.
It is claimed, in general, that the Saka (Scythian) tribes inhabited these regions throughout Classical Antiquity (1), but it is almost never mentioned that the Saka people belonged to the ancient Uighur federation. The name Saka comes from the proto-language and is formed out of two monosyllabic words; As and Ok. We can guess that there were two neighboring group of tribes named as the As and the Ok who merged into a loose federation, to form the As-Ok; which in time became to be known as the Saka people. In early Altaic vowels belonging to the same group, such as “a” and “o” could replace each other and even change place within a word. This fact has been mentioned in The Proto-language of Central Asia.
The As people were, most probably, one of the prominent tribes in the region since the continent of Asia is named after them. Even today we have a country named Azerbaijan, whose name is made out 4 monosyllabic Turkish words. Az or As is the tribe name, Er stands for male or human, Bay is a title meaning leader and Jan meaning spirit. So the name stands for “The spiritual leadership of the As people”.
Herodotus described the Saka as people wearing trousers and pointed hats. They carried bows, arrows and daggers. Their battle ax was called the “sagar”(2). They worshiped the sun god and buried their dead at the top of high peaks, as mentioned by A. Siliotti (1):
Archeological research has shown that the plains in the southern and western regions of Kazakhstan were densely populated from the eight century BC; it was here that concentrations of immense tumulus type necropolises contained grave goods of such splendor that archeologists call the tumuli “royal kurgan”. (page 203)
The word “kurgan” is made out of Ok-Ur-gan, which means “The location where the Ok resides”. Ur is a Turkic word meaning to reside or to settle. There were two ancient Sumer cities in Mesopotamian named Ur and Uruk. When the suffix -gan is added to any verb, the new word becomes a noun; therefore kurgan is the place of final residence for the Ok leaders. The art objects found in these kurgans are generally made out of gold and convey symbols of the early Altaic culture.
Above we see an elk with huge horns joined together with a gryphon. The special symbolism of joining several animals in one peace of art was a common practice employed among ancient Asiatic cultures. The artifact above is made out of pure gold and was found in a kurgan near Issık göl, a lake in Kazakhstan. The exaggerated horns are typical and symbolize power, as mentioned in The Hidden Meaning of Petroglyphs.
The symbolism hidden in these artifacts and images can be considered as being part of a semiotic writing system. This semiotic system of conveying ideas has been the precursor of several writing systems employed today all over the world. Below we see ibexes carved in rock with excessively exaggerated long horns. Comparing these carvings to the refined art of the Scythians one can conclude that the Scythians were the offspring of the ancient Central-Asiatic people.
A further proof of this connection is found in an article published by Natalya Polosmak. She starts her article with the following words(3):
Under capricious skies in southern Siberia a rare unlooted tomb lies ready to illuminate the culture of the ancient Pazyryk people. These semi nomadic herders laid their well-appointed dead here in the high steppes, the Pastures of Heaven, as close as their world came to the great beyond.
Pazyryk is a special site where more than 150 kurgans have been found and investigated by Russian archeologists. It is located on top of the high Ukok plateau which is at the junction of Russia, Kazakhstan, China and Mongolia (map above). Frozen deep inside a kurgan the well preserved body of a lady, probably a shaman woman, was discovered. She had the tattoo of an elk on her shoulder (central image above). On the right side we see another elk statue from the same Pazyryk site. The common feature of these elks was the overgrown horns, clear indication of mystical or even physical power.
The name of this plateau is formed out of two monosyllabic words; Uk and Ok. Uk (spelled as ook). Uk is an ancient proto-word meaning “up”. Actually “up” come into English from the Viking language which is a Ural-Altaic language. Up is pronounced as ‘oop’ in Swedish. The “U”, which is pronounced as “yoo” has acquired a “y” in English. The same addition happened also in Turkish. “Up” is “yuka-ry” in Turkish where the first syllable is pronounced as “yoo”. There is also another clue in the name Ukraine, which is the name of the country above the Black sea. The similarity between Ukary in Turkish and the country name Ukraine is worth noticing. The suffix –ru/ry/gy stands for “towards” in Turkish. So Ukraine means “towards the north”.
A further indication is found in the common tribal name of indigenous people living in the North-Eastern parts of Asia. These are the Yukagir who occupied a huge territory from Lake Baikal to the Arctic Ocean. If we split the name ‘Yukagir’ as Yuka-gir the meaning “enter up” appears, where ‘yuka’ is “up” and ‘gir’ means “enter” in Turkish. This name fits perfectly to the tribes that moved up north of Central Asia.
With these correlations we can deduce that the Ukok region was the high plateau of the Ok people.
References
(1) Dwellings of Eternity, Alberto Siliotti, Barnes and Noble books, 2000, (page 202)
(2) Histories, Book 4, Translated by Rawlingson, Wordsworth Editions, 1996
(3) Pastures of Heaven, National Geographic, Vol. 186, No.4, page 80.
"All articles and pictures published in this page are the exclusive property of Haluk Berkmen. They cannot be copied and reproduced without his permission. If you want to get his permission, please contact us".
http://www.astroset.com/bireysel_gelisim/ancient/a4.htm

